İnsanlar hala şiddet uygulamaktan vazgeçmiyor. Geçen hafta G.Antep’te öldürülen doktorun ne suçu vardı? 80 Yaşında ömrünün son günlerine gelmiş bir hastasını iyileştirip hayata döndürmekten başka. Hadi o doktoru bilinçsiz cahil katil ruhlu bir cani öldürdü. Ya milletvekilinin darp ettiği doktorun ne sucu var? Milletvekilimiz açıklasa da bilsek! Gün geçmiyor ki hastanede görev yapan doktorlar, hemşireler, hastane personeli şiddete uğramasın. Doktorlar veya sağlık görevlileri birçok hastalarına yaptıkları yardımları maalesef ya öldürülerek ya da şiddet görerek karşılığını alıyor. Yeter artık şiddetten vazgeçin. Öldürmek şiddet uygulamak çözüm değil. Şiddet uygulayan kişiler hasta ruhlu, insani genetik yapısı bozuk, sanki bu dünyaya katil olmak için gelmişler. Belki de cezaevlerini 5 yıldızlı otel sanıyorlar “ekmek elden su gölden yan gel yat” Ama işin rengi hiç de öyle değil. Çok kısa bir zaman önce Pozantı cezaevinde yaşananlardan ders almak gerekmez mi? Bu sadece duyduklarımız bir de duymadıklarımız var cezaevlerinde yaşanan. Şiddet çözüm değil diyorum insanlara insan gibi davranın ki sizde şiddet görmeyin AİLE KAPALI BİR KUTU Aile kurumunu sadece Ana, Baba, Çocuk olarak düşünmemek lazım. Aile sevgi ihtiyacını ve güveni de simgeler Baskıyı, sıkıştırmayı, cezalandırmayı da İktidarın dolayısıyla, suçun, cezanın olduğu kapalı bir kutu İlgilenmemek, merak etmemek, açıp bakmamak mümkün değil. AİLE SADECE SEVGİ VE GÜVENİN DEĞİL ŞİDDET VE CEZANIN DA OLDUĞU KAPALI BİR KUTU Bazen en yakınlarımızı bile tanıyamıyoruz. Kardeşin kardeşi, ebeveynin evladı evladın ana-babasını, eşlerin birbirini tanıyamadığı çıkıyor ortaya sebep insan karmaşık bir varlık. İki insan arasında kurulan her nevi ilişki ise daha da karmaşık yanlış anlamalara çok açık. Ve ufacık bir yanlış anlaşılma bazen iki insan arasındaki bütün ilişkiyi hatta bireylerin hayatlarının geri kalanını umulmadık biçimlerde etkiliye biliyor. Hayat ve insanlar bizleri şaşırtabilecek mucizelerle dolu. Hayat kavgalara yanlış anlaşılmalara feda edilmeyecek kadar kısa ve bazen hiçbir şey göründüğü gibi değil. İşte bu yüzden birbirimizden ve birbirimizi anlamaya çalışmaktan vazgeçmememiz gerekli. Ailede kadına gelince günlük hayatta çok sık karşımıza çıkabilecek ama muhtemelen kendini gizleyecek, görünmez kılacak bir başkalarının günahlarını yüklenmiş, sır küpüne dönmüş, suskun ve atıl bir insan gibi görülür. Hayatta roller dağıtılırken önce çocuk, sonra kadın olduğu için etrafındaki güce rağmen güçsüz olduğu için ezilmiş ve bu adaletsizliği sessizce kabullenmiş biridir. Hayatını değiştirmek için çalışmaya cesaret edemeyen, kadere boyun eğen ona layık görülenleri uysallıkla kabul eden, biricik hayatını başkalarının hataları yüzünden çarçur eden bir insandır kadın aile içinde. —— YERE TÜKÜRENE HAPİS CEZASI KAZAKİSTAN Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbev, yere sakız atanlar ile tükürenlere 3 gün Hapis ve idari para cezası verilmesini teklif etti. 14 yıl gibi kısa bir sürede Astana’nın modern bir şekle kavuştuğunu anlatan Cumhurbaşkanı “ Sakız çiğneyip yere atan, balgam çıkartanlara bu son uyarımdır bundan sonra bu tür kişiler cezalandırılacaktır” dedi. İnşallah bizim ülkemizde de böyle bir ceza uygulaması başlarda caddeler, sokaklar bu tür pisliklerden kurtulur.
İl kadın kolları başkanı EMİNE KARAKÖSE kongreden sonra oluşturduğu yeni yönetimi ve yürütme kurulu ile Adana’da siyaset meydanlarına hızlı bir şekilde girdi.
Daha önceki yapmış olduğu çalışmalarını bundan sonra bu kadroyla ikiye katlayacağını tüm vatandaşlara birebir ulaşacaklarını her dertlerine deva olacaklarını söyleyen başkanın yeni kadrosunun görev ve isimleri
İl kadın kolları Başkanı- EMİNE KARAKÖSE
Siyasi ve hukuki işler Başkanı- ASLIHAN YAVUZ
Teşkilat Başkanı – TÜLAY KÜMBER
Seçim işleri başkanı – LEYLA TÜRK
Tanıtım ve medya Başkanı – ZEYCAN YILMAZ
Dış ilişkiler başkanı – NESRİN KOÇ
Sosyal işler Başkanı – H.SEMA YÜKSEL BULGULU
Yerel yönetimler Başkanı – SERAY LEVENT
Ekonomik işler Başkanı – BETÜL ÖNCÜL
Halkla ilişkiler Başkanı – FATMA ALPHAN
Mali ve idari işler Başkanı – AYSUN KOCABAŞ
AR-GE Başkanı – ZAHİRE UYGUR
İL sekreteri - HATİCE İĞCİ
Baş Danışman – MELTEM AYTEN KARATAŞ
Danışman – AZİME YAŞAR
İl kadın kollarının tüm üyelerine başarılar diliyorum.
NASİHAT
Ve ilk olarak danışmanlık görevime nasihatle başlıyorum
(bu nasihatler imam-ı gazeli’den alımadır)
Sokak ve caddeleri meclis gibi kullanma!
Dükkanları sohbet yeri olarak seçme!
Tartışmada kendini haklı çıkarmak için inat gösterme!
Edepsiz patavatsız kimselerle tartışma!
Bir hüküm verirken:”Bu benim görüşümdür “ de!
Bir şeyi yada bir adamı överken aşırıya gitme!
Bir toplulukta başka bir şeyle meşgul olma!
Bir toplulukta vücudunun bir yeri ile oynama!
Halkın hafife alacağı söz ve davranışlardan sakın!
Güzel sözlere dikkat ederek kulak ver!
Lüzumundan fazla kokulu şeyler sürünme!
Bir ihtiyacını dile getirirken üzerinde ısrarla durma!
Birtakım arzularının yerine getirilmesi için küçülme!
Birisiyle tartışırken vakar ve hanımlığı elden bırakma!
Sana ölçüsüz davranılsa bile sen ağırbaşlı davran!
Her zaman son derece hanımefendi ve yumuşak davran!
Zenginin verdikleri karşısında sakın küçülme!
Söz verdiğinde onu ısrarla yerine getirmeye çalış!
Konuştuğunda yalnız ve ancak doğruyu söyle!
Her yerde makbul söz söyle, güzel konuşmaya çalış!
Dinleyenin olduğu takdirde konuş!
Bazı kelimeleri devamlı olarak tekrarlayıp durma!
Kimseyi aldatma ve kimseyle alay etme!
Yalan söylemeyi hiç deneme ve alışma!
HAYVAN ÖLDÜRMENİN CEZASI NE? “CEZASI YOK ÇÜNKİ O KONUŞAMAZ”
Geçen günlerde adamın biri mahallenin küpeli köpeğini döverek öldürmüş.
Köpeği döverken gören üç kişi olaya müdahale etmesine rağmen köpeği kurtarmaya Muaffak olamamışlar.
Sahipsiz hayvanlara karşı işlenen suçlar maalesef kabahat sayılıyor.
Bu nedenle bu gün ki yasaya göre sadece idari para cezası uygulanıyor.
Bu hayvan sahipli olsaydı yapan kişi Türk Ceza Kanunu’nun 151-1 ve 151-2 maddesi gereğince 3aydan 4 yıla kadar hapis cezası ile yargılanacaktı.
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun kabahatler kapsamından çıkarılmasının ne kadar elzem olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.
Bu gün hayvana yapılan yarın insana yapılıyor.
“Hayvan hakları yasası zaten var ya “ diyenler bu yazıyı okusunlar.
Bu cani adamın köpeği öldürme nedeni sadece havlayarak onu rahatsız etmesiymiş.
Düşünün sokakta bir can bu adamın canını sıkmış adan da çözümü onu döverek öldürmekte bulmuş.
Bu adamın yarın aynı şiddeti vahşeti bir insana uygulamayacağı ne malum?
Sanki bu adamın en doğal hakkıymış gibi almış eline sopayı öldürünceye kadar vurmuş da vurmuş.
Vahşete bakın!
Etraftan müdahale edenler olmuşmuş! Gerçekten müdahale etmek isteselerdi o cani adamın elinden sopayı alıp o zavallı hayvanı kurtaramazlar mıydı?
Elbette kurtarırlardı ama bizim milletimizde bana necilik var ya alt tarafı bir köpek şimdi bunun için riske girmeye değer mi? Başımı ne derde sokayım şimdi deyip geçmişlerdir.
Yerde sürünerek acıyla bağırarak beni ÖLDÜRME diyemeyerek can veren köpekte bir candır.
“Narsisistik”
Kişilik bozukluğu olan insanları tarif etmek gerekirse ya da nasıl tanımlarız derseniz aşağıdaki yazdıklarımı okuyun
Okuduklarınızın en az beş tanesine uyan varsa bilin ki o insanda kişilik bozukluğu var.
1-Çok önemli bir insan olduğu duygusunu taşır.
2-Sınırsız başarı, güç, zeka güzellik ya da kusursuz sevgi üzerine kafa yorar.
3-“Özel” ve eşi bulunmaz biri olduğunu ve ancak başka üstün kişilerin
kendisini anlayabileceğine inanır.
4-Çok beğenilmek ister.
5-Hak kazandığı duygusu vardır.
6-Kişilerarası ilişkileri kendi çıkarı için kullanır;
7-Kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kullanır.
8-Empati yapamaz.
9-Başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp tanımlama konusunda isteksizdir.
10-Çoğu zaman başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır.
11-Küstah, kendini beğenmiş davranış veya tutumlar sergiler.
AK PARTİDE KADINLARIN BAŞARISI BAŞARININ ADI EMİNE KARAKÖSE VE EKİBİ
3.Olağan kongresi yapılan Adana İl Kadın kolları Başkanı Emine Karaköse ve ekibi yeni yüzlerin katılımı ile yola devam dedi.
Kongreye kadın kolları genel başkanı Güldal Akşit ve Adana’nın tüm milletvekilleri il,ilçe başkanları belediye başkanları genel merkez teşkilat başkanlarının nerdeyse tamamı katıldı.
Kongrede söz alan Emine Karaköse
Bu gün burada İl Kadın kolları 3.olağan kongresi için toplanmış bulunmaktayız bu kongrenin Adana’mıza Partimize ve aziz milletimize hayırlar getirmesini diliyorum.
Cesaretle, inançla ve kararlılıkla ülke meselelerini çözmeye talip olarak Büyük usta Recep Tayip Erdoğan’ın öncülüğünde yola çıktık sizlerle gönülleri aşıp gelen bu kutlu davaya gönül vermiş, omuz vermiş AK Partinin Ak gönüllüleri biz gönül siyaseti yaptık halktan hiçbir zaman kopmadık her zaman vatandaşımızın yanında olduk.
Partimiz kadınların yaşam standartlarını artırmak, iş hayatında önüne konulan engelleri ortadan kaldırmak, ailenin sürekliliğini sağlamak, siyasette kadınları daha görünür kılmak vb amaçlarla getirilen düzenleme ve yapılan değişiklerle cinsiyete dayalı ayırımcılığı önlemeye yönelik pek çok adım partimiz tarafından atılmıştır.
Partimiz cumhuriyet tarihinde ilk defa TBMM’de “Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu” kurdu.
2004 yılında Anayasada “Kadın Erkek Eşitliğinde” devletin sorumluluğu ilk kez AK PARTİ iktidarında tanındı ve kadın erkek eşitlik ilkesi anayasaya girmiş oldu.
Biliyoruz ve inanıyoruz ki halkın gönül gücü birleşirse biz her güçlüğü yener ve Adana’mızdaki tüm yerel ve genel seçimleri kazanırız.
ALLAH bizleri mahcup etmesin diyorum ve teşkilatımla yola devam ediyorum dedi.
Kongre sürecinde emeği geçen başta TÜLAY Kümbet ve tüm Ak kadınları tebrik ediyor ve bende dahil bütün teşkilatımıza başarılar diliyorum.
———
“HAYAT OKULU” gibi olan yaşantıların kaybolup gitmesi acıklı bir israftır ve mutlaka yeni kuşaklara anlatılmalıdır.
Dünyadaki her melaneti, mutluluk yolunu ve başarı sırrını, bizzat kendimiz yaşayarak öğrenemeyiz.
Zira şu sınırlı ve sorumlu ömrümüzde her şeyi deneme yanılma yoluyla öğrenecek kadar vaktimiz yoktur.
Dahası bir kararımızdan pişmanlık duyduğumuzda, dönüp geriye vazgeçtim, şu zamanda şunu şöyle yapayım diyemeyiz çünkü
“Hayatın provası yoktur”.
Bu yüzden başkalarının hayatından öğreneceğimiz çok sayıda ders, sayısız yöntem ve beklide hiç aklımıza gelmeyecek nice taktik vardır.
Hatta kendi tecrübelerimizden daha çok aklımıza ışık tutacak başkalarının anıları vardır.
Bu tecrübelerden edindiğim bazı notları sizlere aktarıyorum.
“Amaçladığınız şey işin kendisi değilse, o iş bir gün mutlaka yok olur”
İşinde başarılıysan para ve şan zaten gelir.
“Sabır ve soğukkanlılık bir yöneticide olmazsa olmaz”
Telaşlı ve sabırlı olanların halini hatırlayın yeter.
“Her zaman senden iyi olanlarla çalış.
Bu seni rahatlatır ve yukarı iter bunu da astına doğrudan bildirerek yap.
“Ucuz numaralar yapma zira o zaman kendinden daha iyi olanla çalışma prensibini hazmetmemiş olursun ki birde bakarsın sen olduğun yerde kalmışsın astın üstün oluvermiş.
“Ulaşılacak bir son nokta yoktur, daima daha ötesi vardır ve bunu hep aklında tut” bence.
Ancak ne y
Bu nasihati aklında tutamayanlar zaten her konuda “ Ben oldum artık” diyerek geriye gitmeye başlamaz mı?
“Etik ve sosyal ahlak üzerine kurulmamış hiçbir iş ve hiçbir ilişki kalıcı olamaz insan sadece kendini kandırır”
“Çalışanların arkasında dur ve bunu hissettir”
“Gerçek lider çalışanlarını takdir eder ve ödüllendirir”
“Böylece sadık bir ekip kazanmış olur”
“Hiçbir şey kalıcı değildir, sana ne getireceğini bilmesen de yeni sulara yelken açmaktan çekinme”
“Asla’ hele bir dursun’ anlayışının hayatınızda yer almasına izin vermeyin şayet yer verirseniz fırsatları heba etmiş olursunuz.”
“Demir tavında dövülür “ diye boşuna söylenmemiş.
Çünkü “ Çözüm sorunu kabul etmekle başlar”
“Yöneticilik bazen, yurtsuz bir gezginliktir.
“Yöneticilik bazen patronun sizi asistanı zannetmesidir”
“Yöneticilik bazen, dışarıdan gıpta edilen ama içeride problemli yaşanan evliliğe benziyor”
İnsanlar ancak evliliği problemli olsa bile eşini sevdiği için ayrılmayanlar gibi bende işimi çok sevdiğim için sürdürüyorum.
Asla başka bir iş istemedim, aynen asla başka bir eş istemeyenler gibi.
Zaten insana güç veren sevgiden daha önemli bir duygu yok azık ki duygusal zeka ve de duygusal ruhsal sorunlar bizim iş hayatımızda gereği kadar ciddiye alınmaz.
Adana’da yaşlılar haftasını AK Parti il kadın kolları Bşk. EMİNE KARA KÖSE ve Seyhan Belediye Başkanı AZİM ÖZTÜRK el ele vererek huzur evinde kalan yaşlılarımıza sabah kahvaltısı ikramında bulundular.
Yaşlıların milletin onuru olduğunu, onlara sahip çıkmak ve onlarla ilgilenmenin tüm bireylerin vatandaşlık görevi olduğunu vurgulayan EMİNE KARAKÖSE sözlerine şöyle devam etti.
İnsan ömrünün en son dönemini oluşturan yaşlılığın geride bırakılan, mazide geçen yılların insana kazandırdığı birikim ve deneyimin yaşamı zenginleştirdiği dönemdir diyen AK Parti İL Kadın kolları Bşk. EMİNE KARAKÖSE daha sonra tüm yaşlıların tek tek ellerini öperek hediyelerini verip yaşlılar haftasını kutladı.
ÜLKEM İNSANININ SİGORTAYA BAKIŞI
Sigorta sektöründe yaşanan olumsuzluklar memleket meselesi değil mi?
Ülke ekonomisini ilgilendirmiyor mu?
Bu sektörden ekmek yiyen onlarca acente ve çalışanları bu vatanın çocukları değil mi?
Öyleyse neden devlet bu konunun üzerine eğilip de halkın bilinçlenmesi için hiçbir şey yapmıyor.
Sigorta nedir neden yaptırılır neye yarar vatandaşa faydası var mı varsa nelerdir diye vatandaş bilgilendirilmediği için sigortacılık ülkemizde çok yaygın değil yaygın olan tek sigorta TRAFİK sigortası oda devlet mecbur ettiği için.
Türkiye’de sigorta sektörüne bir güven yok vatandaş her işini Allaha havale etmiş.
Onun içindir ki bir takım araçların arkasında ve camında veya işyerlerinin
duvarların da yazılar vardır.
Mesela “Allaha emanet” “Nazar etme ne olur” gibi yazıları sıkça görüp okuruz.
İnsanlar bu dualara veya yazılara sığınarak mallarını canlarını güvence altına aldığını sanarak sigortaya yanaşmazlar.
Ne zaman ki malları canları zarar görür işte o zaman sigorta yaptırmak akıllarına gelir ama iş işten geçmiş olur.
Allah insanlara akıl fikir vermiş canlarını mallarını nasıl koruyacaklarını bilsinler diye.
Oysa ülkem insanı ne yapıyor ”Saldım cayıra mevlam kayıra” düşüncesiyle hareket ediyor sebep ceplerinden on kuruş çıkmasın diye.
Bu şunu gösteriyor bizim insanımız hastalanmadan asla doktora gitmez demez ki altı ayda bir gidip kendimi kontrol ettireyim sağlıklı mıyım yoksa her hangi bir hastalığım var mı?
Varsa hemen önlemini alıp tedavi olayım demez.
Yeni bir iş yeri açtığında veya yeni bir araç aldığında hemen gidip sigortasını yaptırayım demez derse üç kuruş parası gider.
Sigorta şirketlerinin gözünde acente ve sigortalı hasar olmadığı sürece iyi ama Allah korusun bir de hasar olursa hem de ağır bir hasar olursa şirketlerin bakış acısı anında değişir ve hem acentesine hem de sigortalısına potansiyel suçlu gibi bakar ne yapsa da acaba hasarın az miktarını ödese diye.
Sigortalıda hasarı oluncaya kadar sigorta şirketlerine aynı gözle bakar ve aklından hep aynı düşünce geçer “ben bu sigortaya boşu boşuna para ödüyorum “ diye ama hasarı olunca şirketler hemen hasarı ödeyince iyi ki sigorta yaptırmışım diye daha önceki olumsuz düşünceyi kafasından çıkarır.
Demek ki ne yapmak lazım halkı sigorta konusun da bilinçlendirmek lazım.
Bu işi kimler yapacak tabi ki devlet yapacak.
Nasıl yapacak İllerde, İlceler de bu konu hakkında halkı bilinçlendirmek üzere toplantılar düzenleyip, kitapçıklar, broşürler dağıtılması gerekli belki her kesime ulaşılamayacak ama ne kadar ulaşılsa o kadar kardır.
Siyasetçiler de gezdikleri her yerde beş dakikalarını sigorta konusunu anlatmaya ayırsalar çok faydalı neticeler alınır.
Diyeceksiniz ki siyasetçiyi ne ilgilendirir çok ilgilendirir.
Siyasetçiyi terör nasıl ilgilendiriyorsa analar ağlamasın diye teröre nalet yağdırıyorlarsa buda trafik terörü onlarda can alıyor trafik terörü de can alıyor her ikisinde de analar ağlıyor demek ki sigorta konusu siyasetçiyi çok ilgilendiriyor.
Madem ki sigorta yapanda yaptıranda bu ülkede oy veriyor siyasilerde ancak bu oylarla seçile biliyorlarsa o zaman sigorta sektörüne gereken önemi verecekler vermezlerse bu sektörden oy yerine nasihat alırlar.
Sigorta sektörüne değer verilmezse AB düzeyine getirilmezse sonuç hiçte iç acıcı olmaz.
Herkes elini taşın altına koymalı her hasar milli servetten gidiyor.
Hasar gören yabancı marka aracın ya da fabrika makinelerinin birçok parçaları yurt dışından getirildiği için paralarımız yurt dışına akıyor bu da ülke ekonomisini çok etkiler.
Bu yurdu savunurken, halkını savunurken, karakolunu savunurken, okulunu savunurken, hastanesini savunurken öldürülen asker, polis, öğretmen, hemşire şehitlerimizi unutacak mıyız?
UNUTMAYACAĞIZ!
Unutmayacağız çünkü onlar bizim için öldüler. Onlar ölürken geride bize bir emanet bıraktılar.
Emanete ihanet etmeyeceğiz. Hainleşmeyeceğiz.
Yurdumuzu hiç kimseye vermeyeceğiz! Şehitlerimizin kanını yerde bırakmayacağız!
ÖLECEĞİZ AMA BOYUN EĞMEYECEĞİZ
——–
Şeref senin namus senin yurt senin
Hiç kimseden korkmadın düşmanı yendin
Vatana saldırana geri dur dedin
Vatan için canını veren şehitler
Kara topraklara düşmüşsün diye
Sormadık kimseye niçin ve niye
Canını millete verdin hediye
Millet size minnettardır şehitler
Mertçe savaşarak şehit olmuşsun
En yüce makamı orda bulmuşsun
Al bayrağı kucaklayıp gelmişsin
Bayrağına kanını veren şehitler
Gece gündüz pusulara yatmışsın
Hainleri kovarak yurttan atmışsın
Şahadet şerbetini çok genç tatmışsın
Hak şerbeti helal size şehitler
Bizden selam olsun tüm şehitlere
Dualar ederiz biz hepinize
Kahramanlık kalacak hep sizinle
Vatan bize emanettir şehitler
Onlar ölmeyendir ve yaşayandır
Bir sevdiği varsa oda vatandır
Damarında akan o asil kandır
Unutulmaz gönüllerde yatar şehitler
———
PİS SÜBYANCILAR SAPIKLAR
Pozantı ceza evinde yaşananlar ülkemizde yaşanan bu tür kötülüğün sadece gün yüzüne çıkanlardan bir tanesi ceza evini boşaltmak sizce çözüm mü?
Bizde İngiltere’deki gibi bir uygulama yapamaz mıyız acaba?
Coalinga Devlet Hastanesinin özelliği,minik yavrulara taciz, tecavüz ve cinsel istismarda bulunan azgın sübyancıları barındırması.
Bu hastanenin iki amacı var
1-Bu tür sapıklar cezalarını cezaevlerinde tamamlasalar bile bu sapıkların yeniden halkın arasına karışmasını önlemek.
2- Modern teknik bilim araştırmaları ışığında, onları dünyadan tecrit edilmiş lüks bir ortam içerisinde ”Seks kobayı” olarak kullanmak.
Ziyaretçilere bile açık olmayan bu hastaneye düşen sapıklar dış dünyaya salıverilme olasılığı çok zayıf.
Buraya giren rezillerin hayat hikayesi eceli gelince hastanenin özel mezarlığına defnedilmesi ile son buluyor.
Son on yılda bu hastaneden sadece 11 kişi hürriyetine kavuşabilmiş.
İçeride aynı hakkı kazanan birkaç kişi ise yıllardır kendilerine bir ev bulunmasını bekliyor.
Amerika’da “çocuk tacizcisi” damgası yemiş kişilere ev kiralanmadığı gibi ölmeleri halinde halk mezarlığına bile gömülmelerine izin verilmiyor.
Neden bizde aynı uygulamaları yapmıyoruz?
Bu sapıkları en ağır cezayla cezalandırıp halka teşhir etmiyoruz?
Birde bu sapıkları cezaevlerinde besleyip bakıyoruz sebep bu sapıkları topluma yeniden kazandırmakmış.
Bunları topluma kazandırsan ne olacak ki sapıklıktan vaz mı geçecekler asla vaz geçmezler çünkü “İt bok yemekten vazgeçmez”
Adana STK’ ları ortak bildirimi
Katılımcı demokrasinin bütünüyle hayata geçirilebilmesi toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadınların güçlendirilmeleriyle doğrudan iğlisi bulunmaktadır.
Bu kapsamda, kadınların ve kız çocuklarının insan haklarının korunması geliştirilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması amacıyla, İç İşleri Bakanlığı tarafından yayınlanan 19 şubat 2010 tarih ve 2010/10 sayılı genelge uygulaması istemiyle 81 İl valiliği, Kaymakamlık ve Belediyelere gönderilmiştir.
İç İşleri Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Nüfus fonu Türkiye Temsilciliği tarafından “Kadınların ve kız çocuklarının insan haklarının korunması ve Geliştirilmesi Ortak Programı”
2006-2009 yılları arasında altı pilot İlde)İzmir-Kars-Nevşehir-Şanlıurfa-Trabzon ve Van) uygulanmıştır.
Ancak genelgenin yayınlandığı günden buyana neredeyse iki yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye’nin önemli metropol kentlerinden olan kentimizde gerek İL Genel Meclisinde ve gerekse de, Büyükşehir ve ilçe belediyeleri meclislerinde henüz kadın erkek eşitlik komisyonları kurulmamıştır.
Bu durum kadınların kent yaşamına bütünüyle aktif katılımlarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak, pek çok çalışmanın ve yerel eylem eşitlik planlarının da hayata geçirebilmesini olanaksızlaştırmaktadır.
Kadın ve kız çocuklarının hayat kalitesinin yükseltilmesine yönelik çalışmalara öncelik verileceğine dair bir taahhüt belgesi olan Yerel Eşitlik Eylem planları katılımcı bir süreç işletilerek, yerel yönetimler ve kadın kuruluşları başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içinde hazırlanmalı ve İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisleri tarafından onaylanarak uygulama aşamasına geçirilmelidir.
Yeni kadın danışma merkezleri, toplum merkezleri, kız yurtları,ara istasyonlar ve sığınma evleri, kreş, bebek bakım ve emzirme odaları kurulmasına ayrıca kız çocuklarına yönelik okul öncesi eğitim imkanlarının arttırılmasına.
Sokak ve caddelerin daha iyi ışıklandırılması ve yeni oyun parkları inşaatlarına, mevcut parkların kadınların ve kız çocukları tarafından kullanımını sağlamak üzere yeniden düzenlenmesine ihtiyacımız vardır.
Kadınların iş hayatına katılımını desteklemek üzere mesleki eğitimler, yerel karar alıcılar ile kamu personelinin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkında lığını arttırmak için eğitimler düzenlenmesi gerekmektedir
Mevsimlik tarım işçileri dahil özel iğliye muhtaç gurupları hedefleyen sağlık modelleri geliştirilmelidir.
Bizler kadın sivil toplum kuruluşları olarak kentimizde yukarıda yer verilen genelge doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılarak belediye meclisi kapsamında bir kadın erkek eşitlik ihtisas komisyonu kurulması konusunda gereğinin yapılmasını arz ederiz.
BİR KADIN NE İSTER
Çalışmak ister
Ekonomik özgürlüğe sahip olmak ister
Eteği ayağına dolanmasın ister
Fırsat eşitliği ister
Eşit şartlarda çalışabilmek ister
Dekoltesine değil fakültesine bakılsın ister
Çalışırken “kadın “değil “insan” olmak ister
Kendini hazır hissettiğinde anne olmak ister
Konuşmak ister sesi duyulsun ister
Taciz edilmemek ister
Yükselmek ister
Yönetmek ister
Güçlü olmak gücünü göstermek ister
TEKEŞKÜR
8 Mart dünya kadınlar gününde yapılan etkinliklerde beni yalnız bırakmayan işini, eşini, bir kenara bırakarak bu anlamlı günde yanımda olan ŞİDDETE HAYIR derneği üyelerinden
Sn. ZEYNEP TAŞKIRAN- AYSEL KESKİN-ELİF ARIKAN- AYŞE YAVŞAN- N.YELDA SEÇKİN- EMİNE YILDIRIM- NEŞE YURDUGÜL ŞAHİN- NECLA KURU- MEHMET AYMAN- ÖZCAN KARATAŞ- MEHMET AKTAŞ ‘a sonsuz teşekkürler.
Bu güzel günümüzü telefonla mail’le kutlayan tüm dostlarımıza da derneğim adına teşekkür ediyorum.
“Toplumsal kalkınma kadın erkek birlikte gerçekleştirilebilir.
Kadınları geri bırakan toplum geri kalmaya mahkumdur…
Kadınların kamusal yaşamda da yer almaları çok önemlidir”
Mustafa Kemal Atatürk
Uluslar arası insan hakları belgelerinde, tüm insanların onur ve haklar bakımından eşit ve özgür doğduğu, herkesin insan haklarına ve temel özgürlüklere hiçbir ayırım gözetmeksizin fırsat eşitliği çerçevesinde sahip olduğu ilkeleri kabul edilmiştir.
Ancak tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de hakların varlığı ile kullanımı arasında” Kadınlar aleyhine yaşamın her alanında belirgin bir ayrımcılık süre gelmiştir”.
Demokratikleşme sürecinde cinsiyete dayalı ayrımcılıkların kaldırılması için yasalarda değişiklik yapılması ve eşit hakların yaşama geçirilmesine özen gösterilmelidir.
Kadın erkek eşitliğinin sadece lafta kaldığı bir ülkede yaşıyoruz.
İşte bu yüzden hala töre cinayetleri ve kadın istismarları yaşanıyor.
Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da sürekli konuşuyoruz ama iş bir şeyler yapmaya gelince kılımızı bile kıpırdatmıyoruz.
Bunun sebebi tamamen EGİTİMSİZLİK ve maddi sorunlar.
İnsanların eğitim düzeyi ve maddi durumu kötüleştikçe, içlerindeki kötü dürtüler daha fazla ortaya çıkıyor ve vahşileşiyor.
Türkiye’nin yoksulluktan sıyrılıp, tam anlamıyla refaha kavuşması için daha çok zaman olduğunu düşünürsek, en azından eğitim konusunda acil harekete geçilmeli.
KADIN ERKEK EŞİT DEĞİLDİR DİYEN GERİ KAFALAR bakın kadınlar hakkında neler düşünüyorlar.
“kadın maldır, erkeğin kölesidir, evde çalışmakla kalmasın kocası kahvede tembellik yaparken kadın tarlasında veya sürüsünün başında da çalışsın, kadın evlenemez evlendirilir, okula gönderilmez, gönderilirse toplumun kendisine biçtiği kılıfa girmesi zorlaşır.
Ülkemde kadın işte böyle algılanıyor üstelik sadece geri kafalılar tarafından değil eğitimli kişiler tarafından da böyle algılanıyor.
Oysa Modern Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, kadınında erkeği ile birlikte modern toplumun iki temel öğesinden biri olarak görmeyi amaçlamıştır.
Ülkemde her zaman kadın, sadece kağıt üzerinde özgür ve eşittir.
Kadın sosyal, ekonomik politik yaşamda her zaman ikinci sınıf vatandaş olarak yer alır onun içindir ki her yerde kadına şiddet uygulanır.
Bazen bir sokak köşesi, bazen bir otobüs, bazen bir işyeri; Kadınların hepsi hayatlarında en az bir kez mutlaka tacize uğruyor.
Çoğu bunu her gün yaşıyor buna rağmen, sadece küçük bir bölümü şikayetçi oluyor çünkü ülkemizde tacize uğrayan kadının kuyruk salladığı fikri hakim olduğu için şikayetçi olan kadın da yetkililerin tacizine uğrayabiliyor.
Şiddetin yeri ve zamanı yok.
Sadece kadın olmak yeterli şiddete maruz kalmak için! Hani onlar çiçekti hani onlara özen göstermek gerekti.
Oysa bir çok kadın şiddetten kaçarken fuhuş bataklığına sürükleniyor bunun sebebi erken yaşta zorla evlilik cinselliğin günah sayılması, bekaretin önemi bu gün kadınlarımızın düştüğü durum.
GÜNEY ADANA’NIN SUÇU NE?
Adana’da tüm yatırımlar üniversiteler nedense hep kuzey Adana’da yapılıyor.
Oysa Adana Karataş ilçesi arasında bulunan onlarca metrekarelik atıl durumda hazine arazileri var bu araziler neden değerlendirilmiyor da ila ki kuzey Adana da yapılması isteniyor yeni üniversitelerin.
Adana’nın sadece kuzeyimi yerleşim yeri ve yatırım yeri.
Bütün binalar, büyük alışveriş merkezleri, üniversiteler, özel okullar, dershaneler, fuar alanı, mezarlık bile kuzey Adana’da yani Yüreğir ve Çukurova ilçelerinde.
Peki güneyde bulunan diğer ilçelerin suçu ne neden onlarda bu yatırımlardan nasibini alamıyor.
Mesela Bilim ve Teknoloji İletişim üniversitesi kurulacakmış 14 bölümden oluşacakmış neden hepsi kuzey Adana’da.
Madem bir fakülte kuruluyor o zaman bunların bir bölümü kuzey Adana’da diğer bölümleri de güney Adana’da kurulsun eşit dağılım yapılsın ki bütün ilceler bu ilim irfan yuvalarından nasibini alsın.
Artık Adana’yı Akdeniz’in en güzel ve en verimli ilçesi olan Karataş’a yaklaştıralım ki Adana’da bir turizm cenneti olsun.
Bunun içinde üniversitenin her hangi bir bölümünün Karataş yolunda veya içinde olması gerekli diyeceksiniz ki yol uzak bir de İstanbul’u düşünün bütün öğretim yerleri İstanbul’un göbeğine mi kurulmuş tabiî ki değil o zaman Adana’nın güney ilçelerinin ne eksiği var ki buralara öğretim yuvaları kurulmuyor.
Güney Adana’ya ve de Karataş ilçesine artık üvey evlat muamelesi yapmaktan vazgeçseniz diyorum.
Evet biliyor nasıl mı biliyor TC kimlik numaranızla.
Evli misin bekar mısın davan var mı borcun var mı nerede oturuyorsun nerede çalışıyorsun hepsini tek tuşla buluyor bulmadığı tek şey var onu da yazacağım.
Devlet vatandaşın gelirini biliyor ama giderini bilmiyor.
Hatta maliye banka hesaplarına bakarak kira gelirlerini bile buluyor bunların vergisini ver diyerek vatandaşın yakasına yapışıyor
Devlet vatandaşın SGK borcunu biliyor Vergi borcunu biliyor
Ama vatandaş nasıl öder onu bilmiyor.
Vatandaş nasıl öder diye çare bulmuyor çare bulmadığı gibide bir de vatandaşı cezalandırıyor.
Nasıl mı?
Vatandaşın elinden sağlık hizmetlerini alıyor ölürsen öl diyor nasıl olsa yedi ceddinden ben bu borcu tahsil ederim diyor.
Evine işyerine haciz gönderiyor mallarına el koydurtuyor evsiz kalırsan kal işsiz kalırsan kal bana ne diyor.
Yeter ki devlete olan borcunu öde.
İyide vatandaş borcunu nasıl ödesin iş bulup çalışarak ödemesi mümkün değil bu borcu ödemeye ömrü vefa etmez zaten bu gün ki koşullarda iş bulmakta bir mucize.
TC kimlik bilgilerimizi girerek anamızın mezar yerini bile bulan devletimiz
nasıl oluyor da eğitim konusunu es geçip okula gidemeyen evlatlarımızı tespit edemiyor
hayret doğrusu!
Geçen gün bir gazetede okudum Adana’da 15 yaşında bir kız anlatıyor.
“Biz yedi kardeşiz ve hiç birimiz okula gitmedik” diyormuş.
Okul yüzü görmeyen binlerce çocuğun bilgisine nasıl ulaşamıyor benim güçlü devletim?
Zorunlu eğitim 12 yıla çıksın diyenler önce 8 yıllık eğitime baksınlar bakalım ülke çocuklarının kaç tanesi bu eğitimden faydalanıyor ondan sonra 12 yıllık eğitime geçsinler.
Sağlık Bakanlığı doğan her çocukla ilgili aile hekimlerini aratıyor şu aşı yapıldı mı
bu aşı odlumu diye.
Milli eğitim Bakanlığı neden TC taraması yaptırıp okul çağı gelen çocukların okula kayıt yaptırıp yaptırmadığını kontrol edemiyor neden bu işin takipçisi olamıyor?
Çocuğunu okula kaydettirmeyen ailenin neden yakasına yapışamıyor.
Bu devletin her şeyden haberi var diyebilir miyiz.
Bu devletin demek ki bir tek şeyden haberi var oda vatandaşın gelirinden ve de devlete olan borcundan.
BADEM BALİNA’YA ŞİDDET
Hem ayıp hem de günah bir hayvana şiddet uygulamak.
Bu hayvanların ağzı var dili yok bana vurmayın şiddet uygulamayın diyemezler ki bel ki göz yaşı dökerler ama onu da şiddet uygulayan zalimler göremez.
Biz her türlü canlıya şiddet uygulanmasına hayır diye haykırırken bizim insanımız badem balinaya şiddet uyguluyor.
Sebep neymiş badem balinanın insanları öldürme riski varmış bu riski balinayı sopayla döverek mi ortadan kaldıracaksınız.
Balinayı sopayla döven bakıcı bir de maaş alıyormuş balinaya baktığı için böyle mi bakıyor zavallı balinaya.
Allah sizi nasıl bilirse öyle yapsın bademe vuran elleriniz kırılsın.