Öyle bir şehir düşününki;
İsmi Hitit İmparatorluğu egemenliğindeki Kizzuvatna krallığının Adanya adlı şehrinin isminden türemiştir.
Tarihte Batılılar tarafından daha çok Kilikya olarak bilinen Çukurova’ya bir giriş kapısı olarak hizmet eden Akdeniz’in kuzeydoğu kenarında bulunmaktadır.
Bu geniş düzlük Toros Dağları’nın güneydoğusu boyunca uzanır. tarihçesi 3.000 yıl kadar öncesine dayanmaktadır; bölgedeki arkeolojik bulgular Paleolitik Çağ’a değin uzanan insan yerleşkelerini gün yüzüne çıkarmıştır.
Arkeologların taş bir duvar ve bir şehir merkezi buldukları Tepebağ Höyüğü Neolitik Çağ’da inşa edilmiştir ve Çukurovabölgesindeki en eski şehir olarak düşünülmektedir.
İsminde bir yer Sümer destanlarından biri olan Gılgamış Destanı’nda söz edilmektedir;
İlk sanayileşen şehirlerden biri olmuştur. Seyhan Barajı’nın inşasıyla ve tarım tekniklerindeki gelişimlerle beraber 1950′li yıllarda tarımsal verimde büyük gelişmeler yaşanmıştır.
Mimarisinin altın çağı 15. yüzyılın sonları ve Ramazanoğulları’nın Adana’yı başkenti olarak seçtiği 16. yüzyıldır
Adana; pamuk, buğday, soya fasulyesi, arpa, üzüm ve narenciyenin büyük miktarlarda üretildiği Çukurova tarım bölgesinin pazarlama ve dağıtım merkezidir.
Ancak;
Son yıllarda yaşanan bazı Ekonomik olumsuzluklar bu şehri Türkiyenin 4, büyükşehri sıralamasından İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa’dan sonraki 5. büyük şehir sıralamasına itmiştir.
Yaşanan bu olumsuzlukların başında Adana’nın vasıflı göç verip,Vasıfsız göç alışı gelmektedir.
Şimdi şehirde Adanaspor futbol takımı sayesinde bir canlanma görülmektedir.Adanasporun Adanalı Başkanı Bayram Akgül Adanayı hak ettiği yere taşımaya tek başına ugraşlar vererek çalışmaktadır.
Ancak son oynanan Rizespor Adanaspor maçında protokol Tribününün dolu olması sevindirici bir olaydır.
Milletvekilleri Necati Çetinkaya, Necdet Ünüvar, Fatoş Gürkan Zopçuk, Seyfettin Yılmaz, Ümit Özğümüş, Faruk loğoğlu, Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, Eski Milletvekili Hulusi Güvel, Yüreğir Belediye Başkanı Mahmut Çelikcan, Sarıçam Belediye Başkanı Ahmet Zenbilci, sivil toplum örğütleri, il başkanları, işadamları tribündeki yerlerini aldılar
İnanıyoruz ki Adana ve Adanaspor son yıllarda kaybettiği itibarını önce Futbol takımıyla kazanacak Futbolun şehrin ekonomisine azda olsa vereceği destekle Adana hakettigi bütün güzellikleride yeniden yaşamaya başlayacaktır.
Şimdi Adana’nın biraz olsun rahatlaması ve yeniden tanıtımı için Adanaspor’a destek zamanıdır.
May 20 2012 | Kategori
Levent KAYA |
devam »
Anneler günü yaratıcısı olan Anne Jarvis Anneler Günü”nün önerdiği biçimdeki manasından kopup ticarileşmesine ve bir hediye alma yarışına dönüşmesine öfkelenmeye başlıyor biz ise bu günü en pahalı hediyeyi kapıp annemize götürmek adına yarışıyoruz.Oysa bizi doğurup büyüten, geceleri uykusuz kalan, yemeyip yediren, içmeyip içiren, Analarımızı baş tacı yaparak onları sadece birgün degil senenin 365 günü hatırlamalıyız bu vesile ile buradan bütün anaların ellerini öperek anneler gününü kutluyorum.
Hikayeye Anne Jarvis’in annesi Ann Maria Reeves Jarvis’ten başlamak lazım. 1832 ile 1905 yılları arasında yaşamış olan Ann Maria Jarvis, Virginia eyaletinde hem öğretmenlik yapan hem de işçilerin sağlığı ve iş güvenliği iyileşsin diye çalışmalar yapan bir sosyal aktivist. Amerikan iç savaşı sırasında anneleri her iki tarafın da yaralılarına bakmaları ve ihtiyaçlarını gidermeleri konusunda teşvik ve organize ediyor. Savaş bittikten sonra annelerin daha aktif ve daha sosyal olmaları konusunda bir kampanyayı yürütüyor ve günümüzün Anneler Günü anlayışının tam tersine “Anne Çalışma Günü” ilan edilsin istiyor. Çünkü dünyayı kurtaracak olan tek şeyin anneliğin şefkati olduğuna inanıyor.
Ann Maria Jarvis 1905’de ölüyor. Kızı Anne Jarvis annesinin misyonunu devam ettiriyor. Annesinin ölümünün yıldönümü olan 10 Mayıs 1907’den itibaren 7 yıl boyunca “Anneler Günü”nün resmi olarak ilan edilmesi için uğraşıyor. Siyasetçilere, valilere ve din adamlarına yüzlerce mektup yazıyor. Anneler günü derneğini kuruyor. “Anneler Günü” ve “Mayısın ikinci pazarı” cümlelerini kendi üzerine tescil ettiriyor. Zincir mağazalar sahibi bir sponsor da buluyor. Kampanyası nihayet 1914’de amacına ulaşıyor ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson anneler gününü resmen ilan ediyor. Sembolü de beyaz karanfil oluyor.
Ama asıl hikaye bundan sonra başlıyor. 1920’lere gelindiğinde Anne Jarvis, “Anneler Günü”nün önerdiği biçimdeki manasından kopup ticarileşmesine ve bir hediye alma yarışına dönüşmesine öfkelenmeye başlıyor. Zira onun istediği herkesin annesine o gün bir mektup yazıp onu ne kadar sevdiğini içtenlikle anlatmasıydı. Kız kardeşiyle beraber kendi yarattığı anneler gününe karşı bir kampanya açıyor. Anneler gününün bu haliyle iptal edilmesi için gösteriler düzenliyor, ülkenin her tarafına çağrılar yolluyor. Bu günü alışveriş için fırsat olarak kullanan mağazalara davalar açmaya kalkıyor. Kendi sponsorunun mağazasında (menüde “Anneler Günü Salatası” var diye) olaylar çıkartıyor. Ve hatta başkanın eşi Eleanor Roosvelt’e bile bebek ve anne ölümlerini azaltmaya yönelik açtığı bağış kampanyasında “Anneler Gününü” kullandı diye saldırıyor. Protesto gösterilerini o kadar abartıyor ki birkaç defa “huzuru bozmaktan” tutuklanıyor. Bütün servetini harcayarak verdiği mücadele hiçbir yere varmıyor. Anneler günü tam da onun istemediği şekliyle tüm dünyaya bir alışveriş vesilesi olarak yayılıyor.
Anneler Günü’nün yaratıcısı Anne Jarvis, hiç evlenmiyor ve çocuk sahibi olmuyor. Protestoları ve hırçınlığı nedeniyle saygınlığını yitiriyor. 84 yaşında, uzun bir hastalık döneminden sonra kör ve sağır bir halde yoksulluk ve yalnızlık içinde bir akıl hastanesinde ölüyor.
Ne acayip hikaye değil mi!
May 10 2012 | Kategori
Levent KAYA |
devam »
Bir insan şaka yada hile yapacağı vakit sonunun neye varacağını düşünüp ona göre hareket etmelidir.İşte size dünyadan bazı örnekler ;
Jake Fen isimli Macar adam, eşini korkutmak için kendini asmış pozu verdi…Eve gelen eş kocasını o halde görünce bayıldı..Kapıyı açık gören komşu kadın içeri girince iki cesetle karşılaştığını sanıp evi soydu.Topladıkları ile çıkarken Jake kadına bir tekme attı. Cesedin canlandığını sanan kadın korkudan öldü..Jake beraat etti..
***
New York’ta 5′inci caddede bir adama araç hafifçe çarptı. Adama bir şey olmamıştı.. Şoförle konuştu ve kalkacakken olayı gören biri yanına gelerek, kalkmazsa sigortadan para alabileceğini söyleyince yeniden aracın önüne yattı. Araç sürücüsü ise adamın gittiğini düşünerek gaza bastı ve adam öldü…
***
Bayan Carson Amerika’nın New York kentinde yaşıyordu..Bir gün eğlenmek için cenaze işleri yapan bir şirketle anlaştı. Şirket eve telefon etti ve bayan Carson’un kalp krizi geçirip öldüğünü söyledi . Aile hemen koştu. Bu sırada tabutun içinde yatan bayan Carson birden doğruluverdi. Ama kızı o anda kalp krizi geçirip öldü…
***
Romollo Ribaldo işsizdi. Pisa kentinde oturan 42 yaşındaki bu İtalyan bir gün, tabanca ile intihar etmeye hazırlandı. Eşi onu engellemek için dil döktü.. Sonunda Romolo ağlamaya başladı ve intihardan vazgeçip silahını yere fırlattı. Ateş alan tabancadan çıkan mermi eşine isabet etti ve eşi öldü…
Nis 5 2012 | Kategori
Levent KAYA |
devam »
Eskiye rağbet olsun, Bit pazarına nur yağsın.
Galiba yaşlanmaya başlıyorum,insanlar yaşlandıkça eskiyi daha çok anar olurmuş.Bende eskiyi anmaya başladım bugünlerde.
Çocukluk yıllarım eski değil 75-80′li yıllara dayanır,O zaman mahallede komşuluk var,komşularda insanlık var insanlarda saygı sevgi var.
Şimdiki gibi liseöğrencileri öğretmeniyle kahvehanede okey oynamıyor ,,Öğretmenler Öğrencilerini evlat, Öğrenciler Öğretmenlerini Baba- Ana gibi görüyorlar. O zamanki Öğretmenler kodumu oturtuyor,sıkıysa evde şikayet et, bir sopada babadan, haylazlık yapmazsan dayak yemezdin diye.
Şimdi öylemi, Öğretmen evladım dersini neden yapmadın diyor.Sabah ana baba okulda ,sen benim evladımı arkadaşlarının yanında nasıl küçük düşürürsün diye, kavga gürültü sonra soluğu mahkemede alıyorlar, anlat derdini anlatabilirsen mahkemede hoca.
Avni amca 55 yaşında. Mahallede kimi görse git bana bakkaldan 1 paket sigara al der ,kimse gocunmaz.Koşa koşa gidilir koşa koşa gelinir.G eç kalmak yok, yoksa sopa yersin, kimden? Komşu avni amcadan.
Şimdi öylemi Baba evladına fiske vuramaz, vurdumu hop karakola.
Öğleden sonra oldumu mahallede mis gibi yemek kokuları her evden çeşit çeşit yayılır.Satı yengenin kapısından geçerken dolma,Gürcü abladan taze fasulye kokar,Hediye nene patates kızartır ,eltisi Fadime abla patlıcan tava yapmış kokuyor, piştikten sonra herkes çocuğunun eline birer tabak doldurur evlere gönderir, senin evinde pişen taze fasulyenin yanına dolma gelir dolma pişen satı yengeye patates kızartma gider 1 çeşit yemek pişirenin evinde akşam sofraya 3 çeşit yemek konurdu.
Şimdi öylemi Komşunu tanımıyorsun ki sen yemek veresin o sana yemek göndersin.
Otobüse bindin sıkımı senden bir yaş büyüğe yer vermemek ,Kulağının dibine şaplağı yedinmi eşekten düşmüşe dönersin bir büyüğün ayaktayken sen oturursun hı, al sana, Otobüstekiler’den medet umarsın ama hepsi sana öyle bir gözle bakar ki oh olsun der gibi. Eve geldin anlat Baba’ya ben bugün dayak yedim.Sebep ? Bundan dolayı bir zılğıtta Babadan.
Şimdi öylemi ya? Sanki Ana Babalar evlatlarına tembih ediyorlar, sakın otobüste kimseye yer verme diye.Hele başına ihtiyar biri gelirse camdan dışarı bak, yok yok iyisimi uyur numarası yap.
Benim gibi düşünenler varmı acaba ?Eskiye rağbet olsun, Bit pazarına nur yağsın diye.
Mar 31 2012 | Kategori
Levent KAYA |
devam »
Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu. Gel seni camiye götüreyim, dedim.
Bugün Cuma biliyorsun.
Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun,dedi.
Biliyorum ama,sebebini gerçekten merak ediyorum.Ne bileyim olmuyor işte, dedi. Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.Gayri ihtiyari gülmeye başladım.Herhalde şaka yapıyorsun, dedim. Bunun için cami terk edilir mi?Ciddi söylüyorum, dedi.
Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.Gerçekten öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı. Peki, dedim. Hayatında hiç camiye gitmedin mi?Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim,dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.
Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık. Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra,kendisinin camide olduğunu söylediler.Hemen gittim. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı. Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle: Hani, dedim.Camiye gelmeyecektin?Hiç sesini çıkarmadı.
Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.
HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR
Cumanız Mübarek olsun
Mar 29 2012 | Kategori
Levent KAYA |
devam »
Meyveli, meyvesiz ağaçların ve ormanların insanlara olan faydaları sayılamayacak kadar çoktur. İnsanlığa böyle bir hizmet etmenin dinimizdeki önemi büyüktür. Bu hususta bildirilen hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:
(Dikilen ağaçtan alınacak meyve sayısı kadar dikene sevap verilir.) [İ.Ahmed]
(Bir kimse, bir ağaç diker, ağaç meyve verene kadar onu koruyup bakarsa, bu ağaçtan dökülen her meyve, Allah indinde, o kimse için, bir sadaka olur.) [İ.Ahmed]
(Bir ağaçtan, insanlar, hayvanlar veya kuşlar istifade ederse, o ağacı diken için bir sadaka olur.) [İ.Şarani]
(Bir ağaçtan yenilen veya çalınan şeyler, o ağacı diken için sadaka olur.) [Müslim]
(Şu yedi şeyi yapan, öldükten sonra da devamlı sevap kazanır:
1- [Dine uygun] ilmi bir eser yazan,
2- Bir çeşme yapan,
3- Bir su kuyusu açan,
4- Bir hurma ağacı diken,
5- Bir mescid bina eden,
6- Bir Mushaf yazan,
7- Öldükten sonra kendisine dua edecek salih bir evlat yetiştiren.) [Beyheki]
Dikilen bir ağacın gölgesinden de istifade edilse, ağacı diken için sevap vardır. O ağaçtan ne kadar istifade edilirse, sevabı da o kadar çok olur. (El-Envar)
Ben bu hafta sonu bu yazılan sevaplara nail olabilmek için yaşadığım Sitenin ortasına 3 adet ağaç diktim.Siteninin yöneticisi olan zat benim diktiğim ağaçları söküp kenara atmış.Siteye yönetici olduğu günden bugüne dek bahçeyi güzelleştirmek adına hiçbirşey yap(a)mayan bu insanın bahçeye zarar vererek ağaçları neden söktüğüne doğrusu anlam veremedim.Galiba bu zat yukarıda yazılan sevaplardan bihaber. O kişiyi bu sevaplardan haberdar etmek için bu yazıyı yazmaya çalıştım.Ha gayret başkan sen 3 adet baş kestin,(YAŞ KESEN BAŞ KESER) bunun günahını affettirmek için yolları aşındırmaya devam.
Mar 26 2012 | Kategori
Levent KAYA |
devam »
Yarbay Hasan Bey’in olayı.
Kalbi engin şefkat ve merhametle dolu olan Yarbay Hasan Bey, Kilitbahir köyünden geçerken yaralı bir köpeğin su içmek için köy çeşmesine yaklaşmaya çalıştığını fakat çeşme başında çamaşır yıkayan kadınların ve oynayan çocukların yarasından kan ve cerahat akan bu köpeği çeşmeye yaklaştırmadığını gördü.
Köpek boynunu büküp çaresiz bir şekilde bakarken,olayı takip eden Yarbay Hasan Bey atından atladı. Akan kan ve cerahat’a aldırmadan köpeği kucaklayıp çeşmeye getirdi. Önce bir güzel susuzluğunu giderdi, sonra yaralarını sardırıp karnını doyurdu.
Köpek âdeta hayata yeniden dönmüştü. Velinimeti olan Hasan Bey’in peşini bırakmıyordu. Yarbay Hasan Bey de köpeği sevmişti.Ona Canberk ismini koydu. Canberk Türk siperlerinde gündüz savaşlara katılıyor akşam nöbet tutuyordu. Yaraları da artık iyileşmiş, tüyleri yeniden çıkmıştı. Bir gün Seddülbahir’de Fransızlarla yapılan süngü harbinde Mehmetçik başarılı olmuş, düşman siperlerini ele geçirmişti.
Yarbay Hasan Bey siperler arasında dolaşıp yaralı olan askerleri cephe gerisinde kurulan hastaneye sevkediyordu.Bir Fransız askerinde hafif bir kıpırdanma görünce yaralı zannedip yanına yaklaştı.Zira merhamet âbidesi olan Hasan Bey’in engin yüreğinde sadece yaralı bir köpeğe değil, göğüs göğse çarpıştığı düşman askerine bile fazlasıyla yer vardı. Fakat yerdeki Fransız askerinin Canberk kadar bile insan olduğu halde vefası yoktu.Yarbay Hasan Bey şefkatle eğilip yarası var mı diye bakarken ani bir hareketle hançerini çıkarıp Hasan Bey’in göğsüne sapladı. Artık Hasan Bey son anlarını yaşıyordu. Askerleri büyük üzüntü içindeydi. Canberk de koşa koşa gelmiş Hasan Bey’in ellerini yalıyor,
üzgün bir şekilde gözlerine bakıyordu. Tabur imamı da geldi, başında Kur’an okuyordu. Yarbay Hasan Bey yanındaki askerlere birden “Beni ayağa kaldırınız” diye seslendi. İki asker kollarına girip Hasan Bey’i ayağa kaldırdılar ve Hasan Bey son sözlerini söyledi:
“NİYE ZAHMET BUYURDUNUZ YA RASÛLULLAH?”
Canberk de dâhil bütün herkes ağlıyordu. Fakat yapacak bir şey yoktu. Hasan Bey’in üzerine bir Türk bayrağı örttüler ve şehit düştüğü yeri kazmaya başladılar. Canberk’de bayrağın altından girip Hasan Bey’in ayaklarına kapanmıştı.Kabri kazdıktan sonra defnetmek için bayrağı kaldırdılar.
Hasan Bey’in sadık dostu Canberk’i ayırmak için dokunduklarında askerlerin şaşkınlığı bir kat daha arttı. Çünkü Canberk sadakatin zirvesine ulaşmış, o da velinimeti Hasan Bey’in ayak ucunda ruhunu teslim etmişti.Önce Peygamberimizin kucağını açtığı o mübarek komutanı defnettiler, sonra da onun ayak ucuna sadık dostu köpeği Canberk’i.
Mar 21 2012 | Kategori
Levent KAYA |
devam »
Yıl 1915
18′indeyiz Martın.
Kendine gel biraz!
Pek tekin değildi Çanakkale’nin suyu,
Geçilmez bu boğaz…
Bizi
Ne topun yıldırır,
Ne kurşunun.
Çünkü artık
Başladı cengimiz.
Er meydanında bulunmaz dengimiz…
Sen misin Mustafa Kemal’im ileri diyen?
İşte fırladık siperden.
Sırtına yüklenmiş kahraman
Seyit 276 kiloluk mermiyi,
Koşuyor bataryasına ateşler içinden.
Bu mermi denizlere gömecek Elizabet’i Buvet’i…
Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
Denizler yanıyor,
Dağlar yanıyor.
Zafer bizimdir artık
Düşman zırhlıları batıyor…
Türk’üm,
Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.
Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.
Kimimiz gazi.
Hiç değişmez bu yazı.
Dünyada her yer geçilir belki
Lâkin geçilmez Çanakkale
LÂKİN GEÇİLMEZ ÇANAKKALE..!
* *** *** *** *
Bayrak için,Vatan için,Toprak için.
Bizler için,Gelecek Nesiller için savaştılar.
Canlarını,Gözlerini kırpmadan verdiler.
Şanlı ecdadımızla gurur duyuyoruz,
Saygı ve rahmetle anıyoruz.
Mar 18 2012 | Kategori
Levent KAYA |
devam »
Analar ağlamaya devam ediyor.En son Afganistan’ın başkenti Kabil’de meydana gelen ve 12 Türk askerinin şehit olduğu helikopter kazasında hayatını kaybeden askerlerin baba ocağına ateş düştü.
Oysa nede güzel başlamıştı Yurt dışı görev heyecanı,kimisine Tabur komutanı tebliğ etti,kimisine Bölük komutanı yurtdışına gideceksin diye haber verdi. Aileleri onları gurur ve heyecanlı bir şekilde ağlayarak uğurlamıştı şimdi ise hüzün ve keder içinde yine gözyaşı ile ile karşılayacaklar;
Binbaşı Serkan Doğan’ı,… Binbaşı Mithat Çolak’ı,… Binbaşı Şükrü Bağdatlı’yı,… Binbaşı
İsmail Cem Yakınlar’ı,… Yüzbaşı Adil Erdoğan’ı,… Yüzbaşı İlker Aydın’ı,… Üsteğmen Murat
Yıldız’ı,… Üsteğmen Tahsin Barutçu’yu,… Üsteğmen Okan Melikoğlu’nu,… Başçavuş Salih Helvacı’yı, …
Kıdemli Üstçavuş Mehmet Akbaş’ı… ve Uzman Çavuş Önay Vurucu’yu …
Bu 12 Vatan evladı bir helikopterin içinde omuz omuza vatan topraklarından binlerce kilometre uzağında Şehit oldular ilk açıklamalar helikopterin kaza sonucu düştüğünü işaret ediyor .Allah mekanlarını cennet eylesin.
Hiç düşündünüzmü acaba? Gökyüzünde salınan bir uçurtmaları olmuş muydu?Bir uçurtmaya bindiler ve bir daha geri gelmediler. Gece yattıklarında neyin hayali ile uyumuşlardı? Hayal kurmak için hiç fırsatları olmuş muydu acaba? Vatan’a dönünce ne yapacaklardı ,Bugünkü rahatlığımızı borçlu olduğumuz onlar.Ve birgün hepsinin üstüne görev düştü: “VATAN İÇİN ÖLMEK…” Tereddüt etmeden gittiler.Ve Kabil’den Al Bayrağa sarılı tabutlarla geri dönüyorlar…… ve.Analar ağlamaya devam ediyor
Mar 17 2012 | Kategori
Levent KAYA |
devam »
Yıllarca bizim laikliğimizi tartıştı tüm avrupa devletleri, yıllarca yargıladılar bizi, o yapmacık ve saydam ”AVRUPA BİRLİĞİNE” bizi almamak için en önemli bahaneleriydi. peki hiç dikkat ettiniz mi, onlar ne kadar ayırabiliyorlar din ve devlet işlerini? mesela, hala tüm evlilikleri kilisede yapılıyor ve evliliklerin resmiyet kazanması için kilise’de yapılması gerekiyor…biz o kadar ileriyiz ki onlardan…ayrıca her filmde bir hristiyanlık objesi var; ya kilise, ya haç ya da bir mezarlık…onlar ”TÜRK MİLLETİ’NİN” tırnağına kurban olsunlar..
Mar 17 2012 | Kategori
illerimiz,
Levent KAYA |
devam »